Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Baf’taki “Andreas Papandreu” hava üssü ile Larnaka’daki “Evangelos Florakis” deniz üssünü kapsamlı şekilde geliştirme planı gündemde. Rum basınında yer alan haberlere göre, projelerin 2027 yılında başlaması ve 2030 yılında tamamlanması hedefleniyor.

Fileleftheros gazetesi, hava üssünün ABD tarafından modernize edileceğini, deniz üssündeki çalışmaların ise Fransız uzmanlar eşliğinde sürdürüldüğünü yazdı. İhaleye birçok taşeron şirketin ilgi gösterdiği, ancak detayların henüz paylaşılmadığı belirtildi.

Hava üssünde yapılacak çalışmalar kapsamında iniş pistinin genişletilerek daha büyük ve nakliye uçaklarına uygun hale getirilmesi planlanıyor. Ayrıca ileri teknoloji iletişim sistemleri kurulacak, yakıt depolama kapasitesi artırılacak.

Deniz üssünde ise önemli yapısal değişiklikler öngörülüyor. Mevcut 7 metre olan liman derinliğinin 12 metreye çıkarılmasıyla fırkateyn ve denizaltıların yanaşabilmesi sağlanacak. Marina genişletilirken, üs içerisinde modernizasyon çalışmaları yapılacak ve helikopter pisti inşa edilecek. Ayrıca yeni kurulan Sahil Güvenlik teşkilatına ait komuta merkezi ve idari altyapılar da projeye dahil edilecek.

Haberde, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun kritik altyapılarda İHA karşıtı sistemleri aktif hale getirebildiği belirtilirken, yeni projelerle birlikte çok daha gelişmiş savunma sistemlerinin konuşlandırılmasının planlandığı ifade edildi.

Öte yandan Alithia gazetesi, Fransa ile yapılması planlanan askeri iş birliği anlaşması ve Avrupa Birliği’nin 42/7 maddesine ilişkin beklentilerin abartıldığını yazdı. Gazete, Fransa’nın Güney Kıbrıs’taki askeri varlığının esas olarak insani görevlerle sınırlı olacağını ve olası bir kriz durumunda doğrudan askeri müdahale anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Aynı analizde, Avrupa Birliği’nin 42/7 maddesinin NATO benzeri bir savunma garantisi sunmadığına dikkat çekilerek, bu mekanizmanın daha çok siyasi ve diplomatik destek çerçevesinde işlediği ifade edildi.

Rum basınında yer alan değerlendirmelerde, askeri iş birlikleri ve altyapı yatırımlarının beklendiği ölçüde bir “güvenlik kalkanı” oluşturmayacağı, asıl çözümün siyasi süreçlerden geçtiği görüşü öne çıktı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir